EĞİTİM SEN TABİP ODASI VE VELİ-DER MUĞLA ŞUBELERİNİN SALGINDA EĞİTİMİN DURUMU VE ÖNERİLER RAPORU

EĞİTİM SEN TABİP ODASI VE VELİ-DER MUĞLA ŞUBELERİNİN SALGINDA EĞİTİMİN DURUMU VE ÖNERİLER RAPORU

EĞİTİM SEN TABİP ODASI VE VELİ-DER MUĞLA ŞUBELERİNİN SALGINDA EĞİTİMİN DURUMU VE ÖNERİLER RAPORU

Salgına karşı alınan en etkili önlemlerden biri okulların kapatılarak, eğitimin çeşitli araçlarla uzaktandevam etmesi oldu. Mart 2020’de dünya genelinde okulların kapatılması ile yaşanmakta olan sağlık krizi aynı anda da bir “eğitim krizine” dönüştü. 1,5 milyar öğrenci ve 63 milyon öğreticinin bu süreçten doğrudan etkilendiği dikkate alındığında yaşanan eğitim krizinin etkileri daha açık olarak görülecektir.

 

Okullar, sadece öğrencilerin akademik başarılarının yükseltilmesinde değil, bir bütün olarak (fiziksel, ruhsal, sosyal yönden) çocuğu desteklemede kritik bir rol oynamaktadır. Okul öğrencilerin her açıdan kendilerini geliştirdikleri en önemli kurum olma özelliğini korumaktadır. Okulların öğrencilere sundukları okul yemeği programları ile sosyal, fiziksel, davranışsal ve zihinsel gelişime yönelik hizmetler de önemli yer tutmaktadır. Okulların yüz yüze eğitime kapatılması, bu önemli hizmetlerin çocuklara ve ailelere sunulmasını aksatmaktadır; özellikle düşük sosyoekonomik gelire sahip aileler için bu önemli bir kayıptır. Yoksullar başta olmak üzere ailelerin önemli bir kesiminin çocuklarının uzaktan öğrenmeye katılması için gerekli donanıma sahip olmadığı bilinmektedir. Bu durum okullar kapalı olduğunda, eğitimde zaten var olan eşitsizliklerin daha da derinleşmesine ve buna bağlı ciddi mağduriyetler  yaşanmasına neden olmaktadır.

Öğrenci, veli ve öğretmenler açısından baktığımızda Pandemi döneminde Yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışan çocuklarda birçok davranış değişikliği gözlenmesi de kaçınılmazdır. Genel olarak, hareketlilik, dikkat sorunları, söz dinlememe, kardeş çatışmaları, öfke patlamaları, sık ağlamalar en sık görülen davranış sorunları olmuştur, önümüzdeki aylarda aynı davranışlarda artış yaşanabilir. İçe kapanma, takıntılar, bakım verenden ayrılma güçlükleri, korkular, yalnız yatamama gibi çocukluk dönemine özgü davranış sorunları daha yaygın ve yoğun olarak gözlenebilir. Pandemi döneminin getirdiği düzensiz yaşantının sonuçları arasında ekran vb. keyif alınan durumlara annebabanın sınır koyma güçlükleri, uyku ve iştah değişiklikleri sayılabilir.

Pandemi sürecini anne-babaların pek çoğu endişe ve kaygı içerisinde geçirdiler. Bir yandan kendilerinin ve sevdiklerinin fiziksel sağlığını korumaya çabalarken bir yandan da gündelik hayatın problemleri (evdeki ve işteki düzenin sürdürülmesi, bir arada olmanın getirdiği aile içi ilişkilerdeki çatışmaların yönetilmesi-ekonomik endişeler) ve gelecek kaygısı ile baş etmek durumunda kaldılar. Özelikle kadınlar bu süreçten eşitsiz biçimde etkilendi. Çocukların eğitiminin gözetilmesi, kendi çalışma hayatının sürdürümü ve ailelerin diğer özellikle yaşlı üyelerinin bakımı gibi kadının üzerine bırakılmış sorumluluklara ek olarak evdeki okulun getirdiği ek destek ve bakım yükleri kadınların pandeminin stresinden etkilenimini daha da arttırdı. Velilerin başlıca yakınması ev ortamında artan çatışmalar, kontrolsüz internet kullanımı, internet üzerinden yapılan eğitimlerin etkisizliği, çalışan velilerin süreci kontrol edememesi, evde olan velilerin özellikle birden fazla çocuk varsa eğitimleri takip ve uygulamada zorlanması.

Öğretmenler pandemi sürecini bir yandan kendi özel hayatlarını etkin/sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek bir yandan da mesleklerini gereği şekilde yapmanın telaşı ve kaygısı ile geçirmektedir. Başlangıçta durumun belirsizliği, yeni bir eğitim sistemini uygulamaya koymanın zorlukları ve diğer pek çok sürece özgü problemler nedeni ile kaygılı, endişeli hissederken, süreç ilerledikçe birkaç cephede savaşıyor olmanın yorgunluğu ve tükenmişliği daha hissedilir hale gelmiştir. Bu dönemde öğretmenlerin iş yükü artmış ve çalışma koşulları ağırlaşmıştır.

İçinde bulunduğumuz dönemin en önemli tartışma başlıklarından biride yüz yüze eğitime yeniden başlanmasıdır. Okulların açılıp açılmama kararı bilimsel ve idari açıdan özenle ele alınması gereken bir karardır. İlgili tarafların, uzmanların, toplum temsilcilerinin görüşleri alınarak ve onların katılımıyla yapılacak iyi bir planlamayı, iyi izlem protokollerini, iyi iletişimi ve yeterli kaynak aktarımını gerektirir. En önemli konulardan biri, gerek açılma kararı için, gerekse okullar açıldıktan sonraki süreçte hastalığın toplumdaki ve okullardaki durumuyla ilgili bilgilerin açık biçimde, sürekli olarak, değiştirilmeden, karşılaştırmaya olanak sağlayacak şekilde paylaşılmasıdır. Yöneticilere ve açıklanan verilerin doğruluğuna duyulan güven, salgınla mücadelenin her aşamasında, salgının iyi yönetilmesi ve uyumun artması için en önemli gerekliliklerden birisidir. Ailelerin, öğrencilerin, okul çalışanlarının ve tüm toplumun okulların açılmasına ilişkin bu önemli kararın gerekçesini ve alınacak önlemleri bilmeleri, onların da sürece katılması, uyumu ve işbirliği için gereklidir. Sürecin başından bu yana da ifade ettiğimiz üzere, salgınla mücadele ancak bilimsel bilgi, şeffaflık ve toplumsal dayanışma ile mümkündür.

Uluslararası deneyimlerden elde edilen kanıtlar, enfeksiyonun toplumda yayılma hızının düşük olması halinde, eğitimin kalabalık olmayan sınıflarda yapılması sağlandığında, iyi bir kısa ve orta erimli eylem planı ile, okullarda gerekli önlemlerin uygulanması (fiziksel uzaklık, maske, kişisel hijyen, okulun dezenfeksiyonu), risk gruplarını da içeren yeterli sayıda günlük test yapılabilmesi, kesintisiz ve kapsamlı temaslı izlemi ve olguların izolasyon sistemiyle okulların yeniden açılmasının mümkün olabileceğini göstermektedir. Öte yandan, bulaşma hızının halen yüksek olduğu toplumlarda okulların yeniden açılmasının, riski artırabileceği öne sürülmektedir.

Okulların açılması kararı verilirken koşulların yerel özelliklere, eğitimin düzeyine, mevcut olanaklara ve gereksinimlere göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Bu değerlendirme yapılırken;

-İzlenecek strateji, eğitimde varolan eşitsizlikleri artırmamalı, tersine bu eşitsizlikleri pandemi koşullarında bile olsa gidermeyi amaçlamalıdır,

-Okulların açılması, eğitimin sürdürülmesi veya ara verilmesi gibi kararlar, mevcut bilgiler ve bilimsel kanıtlar çerçevesinde bilimsel verilere dayanarak yapılmalı ve bu ölçütler toplumla paylaşılmalıdır,

-Gerek okul çocukları, gerek öğretmenler gerekse aile bireylerinden risk grubunda bulananlara yönelik alınan koruma önlemleri belirlenmeli ve toplumla paylaşılmalıdır,

- Öğretmen-öğretmen, öğretmen-öğrenci ve öğrenci-öğrenci etkileşimlerinin fiziksel koşulları ile ilgili kuralların ne olması gerektiği ve kurallara uymanın nasıl sağlanabileceği, izlenebileceği, olası toplumsal tepkiler üzerinde de düşünülmelidir,

- Ders saatleri ve ders araları konusunda ayarlamalar yapılmalıdır,

- Pandemi döneminin oluşturduğu gereksinimler göz önüne alınarak birinci basamak sağlık hizmetleri düzeyinde okul sağlığı hizmetleri yeniden yapılandırılmalı ve etkinleştirilmelidir,

-Okullarda psikososyal hizmetlerle ilgili ihtiyaçlara yönelik bir yapılanma ve örgütlenme modeli oluşturulmalıdır,

- Okullarda teması azaltmaya yönelik uygun yöntemlerin bulunması için MEB, alanın öznelerinden görüş almalı, işbirliği yapılmalıdır,

- Tüm eğitim emekçileri öncelikli olarak aşılanmalıdır,

- Türkiye’nin bu öncelikli ve önemli konuda kısa, orta ve uzun vadeli bir stratejik plana ihtiyacı vardır. Bu plan olmadıkça ve tüm karar süreçlerinde ve uygulamalarda öğretmen ve ailelerin katılımı/katkısı sağlanmadıkça konu içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

YORUM YAZ

** Yorumunuzun sorumluluğu size aittir

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapın.